Dolar 49,6024
Euro 55,7396
Altın 6.584,32
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 17 °C
Parçalı Bulutlu

emir’in son sözleri herkesi ağlattı

“Emir’in annesiyle babası, senin doğum gününden birkaç hafta önce trafik kazası geçirmişti.”

Annemin sözleriyle olduğum yerde kaldım. Sanki nefes almayı unutmuştum.

“Emir’in annesi o kazada hayatını kaybetti. Babasıysa ağır yaralandı.”

Bir anda Emir’in annesiyle ilgili geçmişte yaşadığımız konuşmalar aklıma geldi. Ne zaman annesini sorsam konuyu değiştirirdi. Ben de onu üzmemek için bir daha üstelemezdim.

Gözlerim doldu.

“Anne, neden bana hiç söylemediniz?”

Annem ellerimi avuçlarının arasına aldı.

“Çünkü Emir’in babası bunu senden saklamamızı istedi.”

“Peki neden?”

Annem derin bir nefes aldı.

“Kazadan sonra uzun süre kendine gelemedi. Emir’e tek başına bakamayacağını düşünüyordu. Ama onu asıl korkutan başka bir şeydi. İnsanların oğluna, Down sendromlu olduğu için acınacak biriymiş gibi davranması…”

Boğazım düğümlendi.

“Peki sen ne yaptın?”

“Emir’in senden bahsetti. Okulda onunla hep birlikte olduğunu, diğer çocuklardan farklı görmediğini anlattı. Sonra benden bir şey istedi.”

“Ne istedi?”

“Emir’i yalnız bırakmamamızı…”

Odamıza ağır bir sessizlik çöktü.

Annem gözlerini kaçırarak konuşmaya devam etti.

“Yıllarca elimizden geldiğince yanında olduk. Okul toplantılarına katıldık, zor zamanlarında destek olduk. Ama sana hiçbir zaman bunların bir sorumluluk olduğunu hissettirmek istemedim.”

Başımı iki yana salladım.

“Anne, benim Emir’le arkadaşlığım hiçbir zaman görev olmadı ki!”

Annem gözyaşlarının arasından gülümsedi.

“Biliyorum kızım. Zaten sana anlatmak istediğim asıl şey de bu.”

Bir süre sustu. Sonra sesi titreyerek devam etti.

“Emir’in babası birkaç yıl önce hayatını kaybettiğinde, onun bakımını üstlenme konusunda çok düşündüm. Ama bunun senin hayatını da etkileyebileceğini biliyordum. Sana, Emir’e bakmak zorundaymışsın gibi hissettirmekten korktum.”

Şaşkınlıkla anneme baktım.

“Ben Emir’e hiç öyle bakmadım ki!”

“Biliyorum. Ama bugün onu kapıda görünce, yıllar önce babasına verdiğim söz aklıma geldi.”

“Nasıl bir söz?”

Annem gözlerini sildi.

“Oğlunun hayatında onu gerçekten seven insanların olacağına dair söz vermiştim. Ama o insanların kim olacağına senin yerine karar vermek istemedim.”

O an annemin korkusunu anladım. Beni Emir’den uzaklaştırmaya çalışmıyordu. Sadece sevgimin bir zorunluluğa dönüşmesinden korkuyordu.

“Yani baloya gitmemi istemiyorsun…” diye fısıldadım.

Annem hemen başını salladı.

“Hayır, kızım. Tam tersine, gitmeni istiyorum. Ama Emir’e acıdığın için değil. Onunla gerçekten gitmek istediğin için.”

Bu söz içimdeki bütün düğümleri çözdü.

Annem kapının kilidini açtı. Tam çıkacakken yeniden konuştu.

“Bir şey daha var.”

Dönüp baktım.

“Emir bütün bunları biliyor.”

Olduğum yerde donakaldım.

“Ne demek biliyor?”

“Annesini kaybettiğini, babasının bizden yardım istediğini biliyor. Ama senin bunlardan haberdar olmadığını sanıyordu.”

“Peki neden bana hiç anlatmadı?”

Annem hafifçe iç çekti.

“Çünkü senin onunla arkadaşlığının bir zorunluluk yüzünden başladığını düşünmeni istemedi. Seni kaybetmekten korkmuş olmalı.”

Gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü.

On iki yıldır birbirimize her şeyi anlattığımızı sanıyordum. Meğer ikimiz de birbirimizi korumak için bazı gerçekleri içimizde saklamışız.

Aşağı indiğimde Emir hâlâ kapının yanında bekliyordu.

Beni görünce yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı.

“Çok güzel olmuşsun!”

Gözlerimi silip gülümsedim.

“Sen de fena görünmüyorsun!”

Emir güldü. Ardından cebinden küçük bir yaka çiçeği çıkardı ve bana uzattı.

“Hatırlıyor musun? Altı yaşındayken bana bir söz vermiştin.”

Çiçeği elime aldım.

“Hatırlıyorum, Emir.”

Annem arkamızda duruyordu. Gözleri dolmuştu ama yüzünde bu kez endişe değil, huzur vardı.

Emir kapıyı açtı.

Tam dışarı çıkacakken durdum.

“Emir?”

“Efendim?”

“Anneni özlüyor musun?”

Yüzündeki gülümseme biraz soldu. Gözlerini yere indirdi.

“Her gün.”

İçim sızladı. Birkaç saniye sonra yeniden sordum.

“Peki babandan sana kalan en güzel şey ne?”

Emir düşünceli bir şekilde bana baktı.

“Bana hep şunu söylerdi: İnsanlara senin için ne yapabileceklerini sormadan önce, senin ne istediğini sor.”

Gözlerim yeniden doldu.

“Annem bana her şeyi anlattı.”

Emir’in yüzündeki ifade değişti.

“Her şeyi mi?”

Başımı salladım.

“Artık biliyorum.”

Bir süre sessizce birbirimize baktık. Sonra Emir, sesini alçaltarak sordu:

“Peki… yine de benimle baloya gelecek misin?”

Elimi ona doğru uzattım.

“Emir, altı yaşındayken sana bir söz verdim. Ama bu gece seninle gelmemin sebebi o söz değil.”

Kaşlarını hafifçe kaldırdı.

“Peki ne?”

Gülümsedim.

“Çünkü sen benim en yakın arkadaşımsın.”

Emir’in yüzüne öyle içten bir gülümseme yayıldı ki o an yıllardır sakladığı bütün korkuların biraz olsun hafiflediğini hissettim.

“Ben de tam bunu söyleyecektim!” dedi.

Birlikte arabaya doğru yürüdük. Annem kapının önünde arkamızdan bakıyordu.

O gece balo salonuna girdiğimizde herkes bizi neşeyle karşıladı. Işıklar parlıyor, müzik çalıyor, insanlar dans ediyordu.

Emir bir süre kenarda durup dans edenleri izledi.

Yanına yaklaştım.

“Ne oldu?”

“Yavaş şarkı çalıyor.”

Gülmemek için kendimi zor tuttum.

“Çocukken böyle şarkılardan nefret ettiğini söylerdin!”

Emir ciddi bir ifadeyle başını salladı.

“İnsan büyüyünce bazı fikirleri değişiyormuş.”

Sonra elini bana uzattı.

“Benimle bir dans eder misin?”

Elini tuttum.

“Tabii ki.”

Dans etmeye başladığımızda gözlerimi kapattım. Altı yaşındaki o küçük çocuğu düşündüm. Sınıfta tek başına oturan, diğer çocukların kendisinden uzak durduğu günlerde bile gülümsemeye çalışan Emir’i…

O gün onun yanına oturmuştum. Birlikte oyun oynamış, aynı sırada gülmüş, büyüyünce de arkadaş kalacağımıza söz vermiştik.

O zamanlar verdiğimiz sözün yıllar sonra bizi böyle bir geceye getireceğini bilmiyordum.

Ama artık bir şeyi çok iyi anlıyordum.

Emir’in hayatımdaki yeri, onun bana ihtiyaç duymasından kaynaklanmıyordu. Benim onun yanında olmam da birilerine verdiğimiz sözün zorunlu bir sonucu değildi.

Biz birbirimizi seçmiştik.

Hem de yıllar boyunca, farkında olmadan, defalarca…

Şarkı bittiğinde Emir bana doğru eğildi.

“Peki, bir sonraki sözümüz ne olacak?”

Gülümseyerek elini sıktım.

“Bu kez birlikte karar vereceğiz.”

Emir kahkaha attı.

“Anlaştık!”

O gece eve dönerken annemin sözlerini düşündüm. Bazen insanları korumak için onlardan gerçekleri sakladığımızı sanırız. Oysa bazen en çok ihtiyaç duydukları şey, kendilerine güvenildiğini bilmektir.

**Gerçek dostluk, birini kurtarılması gereken biri olarak görmek değildir. Onu olduğu gibi kabul etmek, hayallerine saygı duymak ve yanında olmayı özgürce seçmektir.**

Çünkü bazı sözler yalnızca bir kez verilmez.

Her gün yeniden tutulur.

Ve bazen çocukken kurduğumuz küçücük bir dostluk, büyüdüğümüzde hayatımızın en büyük hazinesine dönüşür.

Bilgi: Klavye yön tuşlarını kullanarak galeri resimleri arasında geçiş yapabilirsiniz.
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.