Bir Yudum Kahve, Bir Ömürlük Söz
O gün, duvarlardaki sessiz saatlerin bile daha hızlı aktığını hisseder gibiydim. Her köşesine anılarımın sindiği bu ev, birazdan bambaşka bir dünyanın kapılarını aralayacaktı. Misafir odasına titreyen adımlarla girdiğimde, tüm gözler üzerimdeydi; ama ben sadece kalbimin atışını duyuyordum.
Elimdeli tepsiden yükselen kahve kokusu, odadaki tatlı telaşı bastırıyor gibiydi. O meşhur tuzlu kahvemi uzatırken yüzümdeki tebessümle, içimdeki bin bir türlü duyguyu saklamaya çalıştım. Sevdiğimin bana attığı o gizli bakış, “Korkma, yanındayım” der gibiydi ve işte o an tüm gerginliğim uçup gitti.
Bir yudum kahveyle başlayan sohbet, odanın her köşesine yayılan bir “nasıl oldunuz” nezaketiyle ilerledi. Sonra o cümle döküldü dudaklardan: “Allah’ın emri, peygamberin kavliyle kızınızı istiyoruz.” Bir anda zaman durdu, nefesler tutuldu. Annemin gözlerinde gördüğüm o gurur ve hüzün karışımı ifade, babamın dudaklarından dökülen “Verdim gitti!” sözüyle birleştiğinde, yepyeni bir başlangıcın eşiğinde olduğumu anladım.
Masada usulca duran, kırmızı kurdeleyle birbirine bağlanan yüzükler, şimdi çok daha anlamlıydı. Kurdeleyi kesmek için uzanan o eller, sadece bir bağı değil, iki hayatı birbirine kenetleyen kutsal bir yemini temsil ediyordu. Kesilen her bir iplik, geçmişin anılarına bir veda, geleceğin hayallerine ise kocaman bir “merhaba” demekti.
İşte o an, sevinç gözyaşları yanaklarımdan süzülürken anladım: Yuva kurmak, sadece iki kişinin bir araya gelmesi değil, ailelerin kalplerinin birbirine bağlanması, geçmişin değerlerini geleceğe taşıması ve en önemlisi, sevgiyle örülen bir hayatın ilk ve en güzel adımıydı.