“Kırılan Kalbin Telafisi Olmaz”
Adam, karısına çoğu zaman sert davranır, kalbini kırardı.
O gün de yine kırıcı sözler söyledi… sonra hiçbir şey olmamış gibi:
“Haydi sofrayı kur,” dedi.
Kadın tek kelime etmeden sofrayı hazırladı.
Yemekler özenle dizildi, kocasını buyur etti.
Adam açtı… sabırsızca oturdu ve iştahla yemeye başladı.
Ama yemek tuzsuzdu.
Birkaç lokma sonra kaşlarını çattı:
“Buna tuz koymadın mı? Hadi getir!”
Kadın sakin bir sesle:
“Sen ye, ben getiriyorum,” dedi ve mutfağa geçti.
Adam yemeye devam etti…
Ama tuz gelmedi.
Bir süre sonra tekrar seslendi:
“Tuz nerede kaldı?”
Kadın yine aynı sakinlikle:
“Getiriyorum…” dedi.
Ama tuz bir türlü sofraya gelmedi…
Adam söylene söylene yemeğini bitirdi.
Karnı doyunca bir anda duraksadı…
Az önce söyledikleri aklına geldi.
Yüzü düştü.
Sessizce:
“Ben… seni kırdım. Özür dilerim,” dedi.
Kadın mutfağa gitti…
Elinde tuzlukla geri döndü.
Adam şaşkınlıkla baktı:
“Şimdi mi getirdin? Karnım doydu… tuzu ne yapayım?”
Kadın gözlerinin içine bakarak şöyle dedi:
“Kalbimi kırdıktan sonra dilediğin özür de,
karnım doyduktan sonra gelen tuz gibidir…
Artık hiçbir anlamı kalmaz.”
O an adamın yüzü değişti…
Sözlerin ağırlığı sofradan daha ağırdı.
Unutma…
Gönül kırmak kolaydır, ama onarmak zordur.
Bazen bir söz, bazen bir susuş…
Ama en güzeli zamanında verilen değerdir.

Çünkü bazı şeyler…
geç kaldıktan sonra hiçbir işe yaramaz.