Yağmuru Getiren “Delice”
Köyün bir **”Delice Kenan”**ı vardı. Üstü başı her daim çamur içinde, cebinde kırık aynalar ve taşlarla gezen, kendi kendine konuşan bir adamdı. Köylüye göre o, vaktinde çok günah işlediği için aklını yitirmiş, Allah’ın cezalandırdığı bir bedbahttı. Çocuklar onu taşlar, büyükler ise yanından geçerken yollarını değiştirirdi.
Bir yaz, köyün başına büyük bir kuraklık geldi. Ekinler sarardı, hayvanlar susuzluktan kırılmaya başladı. Köy halkı toplandı, günlerce yağmur duasına çıktı ama gökyüzünde tek bir bulut dahi belirmedi. İmam, “Aramızda öyle bir günahkar var ki, duamız kabul olmuyor!” dedi. Herkesin gözü o an köy meydanında kendi kendine bir çukur kazmakla meşgul olan Delice Kenan’a çevrildi. Onu köyden kovmaya karar verdiler.
Dağın Eteğindeki Sır
Kenan, köylülerin feryatları ve taşları arasında köyden çıkarıldı. Kimsesiz, çaresizce köyün en tepesindeki bir mağaraya sığındı. Aradan birkaç gün geçti; Kenan o soğuk mağarada kahrından ve açlıktan vefat etti. Kimse cenazesine gitmek istemedi. Sadece ona çocukken bir kez ekmek vermiş olan eski bir çoban, vicdan azabıyla dağa çıktı.
Çoban mağaraya vardığında, Kenan’ın cansız bedeninin başında duran, daha önce hiç görmediği bir dervişle karşılaştı. Derviş, Kenan’ın elinde sımsıkı tuttuğu bir bezi çobana uzattı. Bez parçasının içinde onlarca küçük kuş tüyü ve kurumuş ekmek kırıntısı vardı.
Beklenen Yağmur

Derviş acı bir tebessümle konuştu:
“Siz onu günahkar bildiniz, o ise her gün rızkını bölüp dağın arkasındaki yuvasız kuşları besledi. ‘Allah’ım, bu dilsiz kulların hatırına benim aklımı aldın, bari onların rızkını kesme’ diye ağlardı.”
O anda, derviş Kenan’ın cenaze namazını kılmaya başladığı vakit, gökyüzü birden karardı. Köylülerin günlerce beklediği o gürültülü yağmur, dervişin selam vermesiyle birlikte boşalmaya başladı. Ama yağmur köye değil, sadece Kenan’ın defnedildiği o tepeye yağıyordu.
Köylüler yukarı koşup durumu gördüklerinde, ne derviş vardı ne de başka bir iz. Sadece toprağı ıslatan bereketli bir yağmur ve Kenan’ın mezarının üzerinde aniden açan dağ çiçekleri kalmıştı. Anladılar ki; bazılarının deliliği, bu dünyanın akıl almaz kötülüğüne karşı bir siperdir.