Dolar 45,0695
Euro 52,7565
Altın 6.577,86
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 19 °C
Parçalı Bulutlu

Köyümüzde yaşayan Harun amcanın 8 oğlu ve 2 kızı var

Arkadaşım anlattı, köylerindeki ibret verici bir öykü’yü dinledim, sizlerle paylaşmak istiyorum. Köyümüzde Harun amcanın sekiz oğlu ve iki kızı var. Harun bey çocuklarını okutur ve bu konuda hiçbir özveriden kaçınmaz. Çarşıdan ev kiralar, köyden yiyecek ve yakacak taşır. Çocuklarının hasta olmaması için didinir, onlara kol kanat gerer. Kolay değil, yedi çocuğu ortaokulda okutmak. Harun amca olmayacak işi başarır. Vilayette ortaokulu bitiren çocuklar liseyi bitirmek üzere başka büyük vilayetlere giderler. Harun amca’nın masrafları artmıştır. Hiçbir yerden yardım alamaz. Çocukları hasta olmadan ve sınıfta kalmadan okulu bitirirler, hayata atılırlar. Gençlerden mühendis, subay, öğretmen ve sanatkâr olanlar vardır. Bir baba için mevcut tablo gurur vericidir. Herkes onu köyde imrenerek ve kıskanarak takip etmektedir. Artık herkes görev beklemektedir. Devlet onlara görev verir, maaş almaya başlarlar. İyi evlilikler yaparlar. Hepsinin eşi şehirlidir ve memurdur. Baba Harun bey ve eşi, çocuklarının yanına giderler. Haklı olarak ilgi ve şefkat beklemektedirler. Beklediklerini bulabilirler mi? Sorun da burada düğümleniyor.
Baba sevinç içinde eşi ile İzmir’e gelir. Oğlu mühendis, gelin hanım ise hekimdir. O sıralar Amerikalılar Ay’a ve Güneş’e uzay araçları göndermektedir. Ay’a iniş gerçekleşmiştir ve televizyondan seyredilmektedir. Bu sırada evdeki konuklar bilim ve uzay konusunda sohbet etmektedirler. Baba Harun bey konuya kulak misafiri olur. Söze karışır ve “Uzaya gitmek günahtır, Allah buna izin vermez” der. Konuklar şaşkın şaşkın bakarlar ve Harun beyi göz ucu ile süzerler. Söz sırası oğlu İhsan’a gelmiştir. Kendisinden açıklama beklenmektedir. Konuklarının yanında mahcup olmuştur ve utanmıştır. Babasını göstererek “Bu köylü kılıklı bunak, benim köyümdendir. Köyde bana hizmet eder, marabalık yapar” der. Bu sözleri duyan Harun amca, çok kötü olur. Başı döner, kan basıncı yükselir ve olduğu yere yığılır kalır. Yıkılmıştır, emeklerinin boşa gittiğini görür. Kahreder, ama iş işten geçmiştir. Ağlar, dövünür, olayı herkese anlatır. Olaydan o kadar etkilenir ki, bir süre sonra da kahrından ölür. Ölmeden önce şu nasihatte bulunur: “Anneni-babanı sakın hakir görme.” Sonuç: Çocuklarının sadece maddi bakım ve mesleki eğitimlerini düşünüp onları değerlerimize bağlı ve saygılı şekilde yetiştirmeyen anne babaların; çocuklarından saygısızlık ve haksızlık görmeleri kaçınılmaz bir sondur.

HİKAYE 2

İbretlik Bir Hikaye: “Güvenin Bedeli”

Bir zamanlar Anadolu’nun kuytusundaki küçük bir köyde, eski taş duvarlarıyla çevrili, dar sokakları olan bir yerleşim vardı. Bu köyün adı, Karaçay’dı. Karaçay, doğasıyla ünlü, dağların eteğinde yeşil alanları ve pırıl pırıl akan deresiyle huzur veren bir yerdi. Ancak, köyün sakinleri arasında bir söylenti dolaşıyordu: “Köydeki kimse kimseye güvenmez.”

Köyün insanları, birbiriyle birbirinden çekingen, suskun ve bir hayli mesafeli yaşarlardı. Herkes kendi işine bakar, yalnızca en zor zamanlarında birbirlerine yardımcı olurlardı. Ancak, bu yardımlar bile bir anlaşma karşılığı olurdu; “Bir el verirsen, diğerini de bekle,” şeklinde bir kural vardı.

Köyün en yaşlısı olan Hasan Dede, yıllardır bu köyde yaşamış ve zamanla köydeki güven eksikliğini gözlemlemişti. Yıllar önce, gençken o da bir köylüye güvenip büyük bir hayal kırıklığına uğramıştı. Bir gün, köyün diğer yaşlılarından Halit Amca, Hasan Dede’yi bahçesinde çalışırken görüp yanına geldi.

“Hasan Dede, sen hep böyle yalnızsın. Neden insanlar sana bu kadar mesafeli?” diye sordu.

Hasan Dede, toprağa bakarak içini çekti. “Çünkü köyümüzün insanları bir zamanlar bana güvenmeyi unuttu. Ve ben de güvenin bedelini çok ağır ödedim.”

Halit Amca, gözlerinde anlam arayan bir ifadeyle Hasan Dede’nin söylediklerini dinledi. “Bunu anlat, Hasan Dede. Neden güvenmek bu kadar zor oldu bu köyde?”

Hasan Dede, derin bir nefes alarak geçmişi hatırlamaya başladı.

“Bir zamanlar gençtim,” diye başladı. “Güven, bizim köyümüzde en değerli şeydi. İnsanlar birbirine yardım eder, sıkıntılarında dayanışma gösterirdi. Fakat, bir gün…”

Hasan Dede, kelimeleri seçerken zorlandı. Hatırladıkları hâlâ taze gibiydi. “Bir gün, Zeynep adında bir kadının kocası hastalanmıştı. Kadıncağız, oğluyla birlikte bana başvurmuştu. O kadar zor durumda idiler ki, bir çocuğun gözlerinde çaresizlik görmek çok acı vericiydi. O zamanlar köydeki tek iyi çiftlik hayvanı benimdi. O hayvanı Zeynep’e verdim. ‘Bunu kullan, yeter ki eşi iyileşsin,’ dedim. Zeynep gözyaşları içinde bana teşekkür etti.”

O zamanlar Hasan Dede’nin içinde derin bir iyilik duygusu vardı. Ancak ne yazık ki, Zeynep’in kocası bir süre sonra hastalığını atlatmış ve eski sağlığına kavuşmuştu. Ama bir şey değişmişti. Zeynep, bir gün başka bir köylüye, Hasan Dede’nin ona nasıl borç para verdiğini, hayvanını nasıl ondan alıp geri vermediğini anlatmıştı. Zeynep’in söyledikleri, herkesin kafasında çok farklı bir algı yaratmıştı.

Hasan Dede’nin, Zeynep’e karşı hiç bir borcu yoktu ama köylüler ona farklı gözlerle bakmaya başlamıştı. O zamandan sonra, köydeki insanlar ona güvenmemeye başladılar. Kimi zaman bir komşusunun ekmeğini almaya gitse, yolda “Belki de o da senin malını çalmaya gelmiştir,” diye fısıldanırdı. Çocuklar, Hasan Dede’nin etrafında dolaşırken annelerinin onları ondan uzak tutmalarına neden olurdu.

Zamanla, güven tamamen kayboldu. Herkes birbirine mesafeli yaşamaya başladı. İnsanlar artık yalnızca çıkar ilişkisiyle, işlerine ne kadar yarar sağlarsa o kadar iyi iletişim kuruyorlardı. Bütün köy, ne zaman birisi bir yardıma ihtiyaç duysa, bir adım geri atarak “Bu konuda sana yardımcı olamam,” diyordu.

Hasan Dede’nin anlatımı, Halit Amca’nın gözlerini buğulandırmıştı. Halit Amca, Hasan Dede’yi dikkatle dinledikten sonra, derin bir iç çekti.

“Peki, o günden sonra hiç kimse güvenmedi mi?” diye sordu.

Hasan Dede, başını sallayarak, “Evet, insanlar bir zamanlar güvenebildikleri kişilerden birer birer uzaklaştılar. Ama, ben hala bir şeylerin değişmesini umuyorum. Belki bir gün, köydeki insanlar birbirlerine tekrar güvenmeye başlar. Zeynep ve kocası bana borçsuz bir şekilde geldiler, doğru. Ama ben yine de onlara yardım ettim. Belki de bu yüzden, gerçek güvenin parayla ya da çıkarla ölçülmeyeceğini öğrettim.”

Halit Amca uzun bir süre sessiz kaldı. Sonra, yavaşça konuştu: “Bazen en büyük ibret, güvenin değerini kaybettikten sonra anlaşılır. Eğer insanlar kalpten güvenebilseydi, belki de her şey farklı olurdu. Ama unutma, Dede. Güven, bir gün geri gelir.”

O günden sonra, köyde bir şeyler değişmeye başladı. Herkes, bir zamanlar unutulmuş olan güveni yeniden düşünmeye başladı. Bir sabah, köyün kadınları eski taş okulun önünde toplanıp bir karar aldılar. “Her şeyin yeniden başlamak için bir fırsat olduğunu düşünüyorum. İnsanlar hatalar yapabilir, ama bu onlara güvenmemizi engellememeli,” dediler.

Yavaş yavaş, köydeki insanlar birbirine yeniden güvenmeye başladılar. Yardımlaşma ve dayanışma, köyde bir zamanlar kaybolan değerlerin yeniden doğmasını sağladı. Ve Hasan Dede, yaşlanmış, ama gözlerinde tekrar umut ışığı olan bir adam olarak köyde güvenin bedelini anlatmaya devam etti.

Sonuçta, güvenin en büyük öğretisi, onu yeniden kazandığınızda ne kadar değerli olduğunu anlamaktır.

Bilgi: Klavye yön tuşlarını kullanarak galeri resimleri arasında geçiş yapabilirsiniz.
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.